Jinekomasti, erkeklerde meme dokusunun iyi huylu büyümesi sonucu kadın tipi meme görünümünün oluştuğu yaygın bir sağlık sorunudur. Temelinde östrojen ve testosteron arasındaki hormonal dengesizlik yatan bu tablo sadece yağ birikimi değil sert glandüler doku artışını da içerir. Estetik ve plastik cerrahi pratiğinde en sık karşılaşılan erkek meme patolojisi olan jinekomasti, genetik faktörler ilaç kullanımı veya hormonal değişimlerle tetiklenebilir. Kişinin fiziksel görünümünü ve özgüvenini olumsuz etkileyen bu durum diyet veya egzersizle gerilemeyen fibrotik bir yapıya sahip olduğunda, modern cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek erkek anatomisine uygun düz ve kaslı göğüs formuna kavuşturulur.
Op. Dr. Gülçin Nujen Çardak
Plastic Reconstructive and Aesthetic Surgeon | EBOPRAS
Tıp Doktoru ünvanımı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinden aldıktan sonra girdiğim Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) sonucunda İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ihtisasına başladım.
Aktif ve başarılı bir ekip içinde çalışarak, binlerce mikrocerrahi, rekonstrüktif ve estetik cerrahi ameliyatına girdim.
İhtisasım boyunca çok sayıda bilimsel çalışmaya dahil oldum. Bu sayede 2013 yılında donanımlı bir Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanı olarak ihtisasımı tamamladım. Madrid ve Milano’da girdiğim yazılı ve sözlü sınavları geçerek Avrupa Plastik Cerrahi Yeterlilik Diploması’nı (EBOPRAS) aldım.
Şu an hasta görüşmelerimi kendi muayenehanemde yapmaktayım.
Mesleki ilgi alanlarım arasında meme estetiği (büyütme, küçültme, dikleştirme), göz çevresi ve yüz estetiği, burun estetiği, karın germe, vücut şekillendirme ve medikal estetik uygulamaları bulunmaktadır.
Jinekomasti nedir ve erkeklerde görülme sıklığı nasıldır?
Jinekomasti kelimesi duyulduğunda çoğu kişi bunun nadir görülen veya utanılacak bir hastalık olduğunu düşünür. Oysa bu durum sandığınızdan çok daha yaygındır ve erkek anatomisinin hormonal dalgalanmalara verdiği doğal bir tepki olarak da değerlendirilebilir. Tıbbi olarak incelediğimizde, erkek memesinin kadın memesine benzer şekilde büyümesi olarak tanımlarız. Ancak burada büyüyen yapı sadece basit bir yağ birikimi değildir. Meme başının hemen arkasında yerleşmiş olan süt kanalları ve bunları destekleyen bağ dokusu elemanlarının çoğalması söz konusudur.
Bu büyüme bazen tek taraflı olabilirken, çoğu zaman her iki göğüste de simetrik veya asimetrik olarak görülebilir. Toplum içindeki yaygınlığına baktığımızda, oranların ne kadar yüksek olduğunu görmek şaşırtıcı olabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki erkek çocuklarının büyük bir kısmında, hormonların ani yükselişiyle birlikte geçici bir meme büyümesi görülür. Benzer şekilde orta yaş ve üzeri erkeklerde de hormonal dengenin değişmesiyle bu oran yeniden artış gösterir. Dolayısıyla bu durumu “anormal” bir hastalık olarak etiketlemek yerine, vücudun biyolojik süreçlerine verdiği bir yanıt olarak görmek, hastaların üzerindeki psikolojik yükü hafifletmek açısından önemlidir.
Biz hekimler için jinekomasti, sadece estetik bir düzeltme işlemi değildir. Hastalarımızın çoğu bize geldiklerinde omuzları düşük, kambur duran ve göğüslerini saklamaya çalışan bir vücut dili sergilerler. Yazın denize girmekten kaçınan, sürekli bol tişörtler giyen veya çift kat atlet giyerek durumu gizlemeye çalışan erkekler için bu durum ciddi bir sosyal izolasyon nedenidir. Tedavideki temel amacımız, sadece dokuyu almak değil kişinin kaybettiği özgüveni ve maskülen vücut imajını yeniden inşa etmektir.
Bu durumun ortaya çıkmasındaki temel jinekomasti nedenleri nelerdir?
Vücudumuz, hormonların yönettiği muazzam bir denge üzerine kuruludur. Erkeklerde baskın olan hormon testosteron iken, çok az miktarda östrojen de bulunur. İşte bu terazinin dengesi şaştığında, yani östrojenin etkisi arttığında veya testosteronun etkisi azaldığında meme dokusu uyarılmaya başlar. Meme dokusu, östrojene karşı oldukça hassastır ve en ufak bir artışta büyüyerek tepki verir.
Vakaların önemli bir kısmında altta yatan belirgin bir sebep bulunamaz; biz buna tıp dilinde “idiyopatik” deriz. Yani vücut sağlıklı olsa da meme dokusu hassasiyet göstermiştir. Ancak geri kalan grupta çok çeşitli faktörler rol oynar. Özellikle ilaç kullanımı, günümüzde jinekomasti vakalarının artışında önemli bir yer tutar. Vücut geliştirme sporuyla ilgilenenlerin kullandığı anabolik steroidler, dışarıdan alınan testosteronun vücutta aromataz enzimiyle östrojene dönüşmesine neden olur. Bu da çok hızlı, ağrılı ve belirgin meme büyümelerine yol açar.
Bunun yanı sıra bazı sistemik hastalıklar da hormonal dengeyi bozabilir. Karaciğer, hormonların metabolize edildiği ana organdır. Karaciğer fonksiyonlarında bozulma olduğunda, östrojen yıkılamaz ve kanda birikir. Benzer şekilde böbrek yetmezliği, tiroid bezinin aşırı çalışması gibi durumlar da tetikleyici olabilir. Nadir de olsa testis tümörleri gibi ciddi sağlık sorunları da jinekomasti ile kendini gösterebilir. Bu yüzden biz plastik cerrahlar, ameliyat planlamadan önce hastanın genel sağlık durumunu bir dedektif titizliğiyle inceleriz.
Tetikleyici olabilecek bazı faktörler şunlardır:
- Alkol
- Narkotik ilaçlar
- Steroidler
Fizyolojik jinekomasti hangi yaş dönemlerinde görülür?
Jinekomasti her zaman bir hastalık belirtisi değildir. Hayatın belirli dönemlerinde vücudun doğal hormonal değişimlerine bağlı olarak ortaya çıkar ve biz buna “fizyolojik jinekomasti” adını veririz. Bu dönemleri bilmek, gereksiz endişeleri önlemek ve doğru zamanda müdahale etmek açısından kritiktir.
İlk dönem, bebeklik çağıdır. Yeni doğan erkek bebeklerin büyük çoğunluğunda meme dokusunda şişkinlik görülür. Bunun sebebi, anne karnındayken plasenta yoluyla bebeğe geçen annelik hormonlarıdır. Bu durum tamamen geçicidir ve bebek anneden gelen hormonları vücudundan attıkça, yani birkaç hafta içinde kendiliğinden düzelir.
İkinci ve en sık rastlanan dönem ergenliktir. Ergenliğe giren erkek çocuklarında hormonlar adeta bir fırtına gibi eser. Testosteron seviyeleri artarken, vücut bu değişime ayak uydurmaya çalışır ve geçici östrojen dalgalanmaları yaşanır. Bu dönemde memelerde hassasiyet, ağrı ve büyüme olması oldukça normaldir. Ebeveynlerin ve gençlerin endişelenmemesi gerekir; çünkü bu vakaların çok büyük bir kısmı, hormon dengesinin oturmasıyla birlikte 1-2 yıl içinde kendiliğinden kaybolur. Ancak büyüme çok aşırıysa ve çocuğun psikolojisini bozuyorsa, bekleme süresi dolmadan müdahale düşünülebilir.
Üçüncü dönem ise yaşlılık dönemidir. Yaş ilerledikçe erkeklerde testosteron üretimi doğal olarak azalır. Buna karşılık vücut yağ oranı artar ve yağ dokusunda testosteronun östrojene dönüşümü hızlanır. 50 yaş üzerindeki erkeklerde görülen meme büyümelerinin temel sebebi budur. Bu yaş grubundaki büyüme genellikle kalıcıdır ve kendiliğinden gerilemez.
Yalancı jinekomasti ile gerçek jinekomasti nasıl ayırt edilir?
Klinik pratiğimizde hastaların en çok karıştırdığı konulardan biri budur. “Hocam ben kilo aldım göğüslerim büyüdü, bu jinekomasti mi?” sorusuyla sıkça karşılaşırız. İşte burada “Psödojinekomasti” yani yalancı jinekomasti kavramı devreye girer. Yalancı jinekomasti, meme dokusunda herhangi bir bez büyümesi olmaksızın, sadece ve sadece yağ dokusunun o bölgede birikmesidir. Genellikle aşırı kilo alımına bağlıdır ve kişi kilo verdiğinde göğüslerin hacminde azalma görülür.
Gerçek jinekomastide ise durum çok farklıdır. Meme başının (areola) hemen arkasında, parmaklarınızla muayene ettiğinizde elinize gelen sert, lastik kıvamında, disk şeklinde bir doku vardır. Bu doku, fibroglandüler dokudur yani süt bezi ve bağ dokusudur. Ne kadar diyet yaparsanız yapın, ne kadar spor salonunda vakit geçirirseniz geçirin, bu sert dokuyu eritemezsiniz. Hatta hasta zayıfladıkça, etraftaki yağ dokusu azalacağı için ortadaki o sert kitle daha da belirgin ve sivri bir hale gelebilir.
Ayırt etmenin en pratik yolu fizik muayenedir. Hasta sırt üstü yatarken işaret ve başparmağımızla meme dokusunu tutarız. Eğer elimize sadece yumuşak, hamur kıvamında bir doku geliyorsa bu yağdır. Ancak arada sert, hareketli ve belirgin bir kitle hissediyorsak bu gerçek jinekomastidir. Tabii ki kesin ayrım için ultrason görüntülemesi şarttır.
Tanı sürecinde hangi jinekomasti testleri uygulanır?
Doğru tedavi, doğru teşhisle başlar. Jinekomasti şikayetiyle gelen bir hastada önceliğimiz, bu durumun altında yatan tehlikeli bir hastalığın olup olmadığını ekarte etmektir. Bu nedenle süreç sadece memeye bakıp ameliyat günü vermekle bitmez. Öncelikle detaylı bir hasta öyküsü alırız. Ne zaman başladı? Ağrı var mı? Hangi ilaçları kullanıyor? Ailesinde benzer durum var mı? Bu soruların cevapları bize yol haritasını çizer.
Görüntüleme yöntemleri bu işin olmazsa olmazıdır. Genç hastalarda ilk tercihimiz Meme Ultrasonografisidir. Radyasyon içermeyen bu yöntemle, derinin altındaki dokunun ne kadarının yağ, ne kadarının meme bezi olduğunu net bir şekilde görebiliriz. 40 yaş üzeri hastalarda veya şüpheli, düzensiz kitle varlığında ise mutlaka ileri tetkik yaparız Erkeklerde meme kanseri kadınlara göre çok daha nadirdir ancak asla ihmal edilmemesi gereken ciddi bir risktir.
Bunun yanı sıra kan tahlilleri ile hormonal paneli kontrol ederiz. Vücuttaki hormon seviyelerini ölçerek, jinekomastinin sebebini anlamaya çalışırız.
İstenen hormon testleri şunlardır:
- Serbest Testosteron
- Total Testosteron
- Estradiol
- Prolaktin
- LH
- FSH
- TSH
- Serbest T3
- Serbest T4
- Beta hCG
Jinekomasti sınıflandırması tedavi seçimini nasıl değiştirir?
Her jinekomasti vakası aynı değildir ve her hastaya aynı ameliyat yapılmaz. Tedaviyi planlarken memenin büyüklüğüne ve daha da önemlisi derinin durumuna göre bir evreleme yaparız. En sık kullandığımız Simon Sınıflandırması, cerrahi stratejimizi belirleyen temel kriterdir.
Evre 1’de meme büyümesi minimaldir ve deri fazlalığı yoktur. Genellikle meme başının kabarık durduğu, “puffy nipple” dediğimiz görünüme sahiptir. Bu vakalarda sadece glandüler dokuyu çıkarmak veya basit bir liposuction yapmak yeterli olur.
Evre 2’de büyüme daha belirgindir. Kendi içinde ikiye ayrılır. Evre 2A’da meme büyümüştür ancak deri gergin ve sıkıdır, sarkma yoktur. Bu hasta grubu ameliyattan en çok fayda gören ve sonucun en hızlı alındığı gruptur. Evre 2B’de ise büyüme ile birlikte hafif bir deri fazlalığı ve gevşekliği başlamıştır. İşte burada sadece yağ almak yetmez, deriyi de sıkılaştırmak gerekir.
Evre 3 ise en ileri aşamadır. Meme dokusu oldukça büyüktür ve belirgin bir deri sarkması vardır. Meme ucu aşağıya doğru bakabilir. Bu hastalarda deri kalitesi genellikle bozulmuştur. Sadece içini boşaltmak, derinin torba gibi sarkmasına neden olacağı için, mutlaka deri toparlayıcı teknolojiler (J-Plasma) veya cerrahi olarak derinin çıkarılması işlemleri gündeme gelir.
Jinekomasti için kullanılan ilaçlar etkili midir?
Hastalarımızın en büyük hayali, ameliyat olmadan bir ilaçla bu dertten kurtulmaktır. Tıbbi gerçeklik şudur: İlaç tedavisi sadece jinekomastinin çok erken dönemlerinde, yani “akut” fazda bir miktar etkili olabilir. Meme büyümesi yeni başlamışsa, doku hala damarlı ve aktifse, östrojen baskılayıcı bazı ilaçlar (Tamoksifen gibi) büyümeyi durdurabilir ve ağrıyı azaltabilir.
Ancak bize başvuran hastaların %90’ından fazlasında durum kronikleşmiştir. Yani meme büyümesi 1 yıldan uzun süredir vardır. Bu süre zarfında vücut o dokuyu artık “fibröz” dokuya, yani sert bağ dokusuna dönüştürmüştür. Tıpkı vücudunuzdaki bir yara izi gibi düşünebilirsiniz; oturmuş ve sertleşmiş bir dokuyu hiçbir ilaç, krem veya bitkisel karışım yok edemez. Bu aşamada medikal tedaviler sadece zaman kaybı olur ve hastanın boşuna ümitlenmesine neden olur.
Spor salonlarında göğüs kası çalışarak memeyi küçültmeye çalışmak da sık yapılan bir hatadır. Göğüs kaslarını (pektoral kaslar) geliştirmek elbette genel vücut sağlığı için harikadır. Ancak jinekomasti dokusu kasın üzerinde yer alır. Siz alttaki kası büyüttükçe, üzerindeki meme dokusunu daha da öne doğru itmiş olursunuz. Yani göğüsleriniz küçülmek yerine daha da heybetli ve belirgin görünebilir. Bu nedenle kalıcı çözüm için cerrahi müdahale çoğu zaman kaçınılmazdır.
Modern jinekomasti ameliyatı teknikleri nelerdir?
Teknolojinin gelişimiyle birlikte jinekomasti ameliyatları artık korkulu rüya olmaktan çıkmış, son derece konforlu ve yüz güldürücü işlemlere dönüşmüştür. Eski usul açık cerrahilerde büyük kesiler yapılır ve uzun iyileşme süreleri gerekirdi. Şimdi ise “minimal invaziv” dediğimiz, en az izle en etkili sonucu aldığımız yöntemleri kullanıyoruz.
Altın standart olarak kabul ettiğimiz yöntem VASER Liposuction’dır. Klasik liposuctionda yağlar mekanik olarak koparılırken, VASER teknolojisinde ultrasonik ses dalgaları kullanılır. Bu ses dalgaları sadece yağ hücrelerini hedefler. Şöyle hayal edebilirsiniz; sert bir tereyağını bıçakla kazımak yerine, onu hafifçe ısıtıp eriterek sıvı hale getiriyoruz. VASER, o sertleşmiş jinekomasti dokusunu ve yağları sıvılaştırır (emülsifiye eder). Bu sayede dokuyu çok nazikçe, kanama olmadan ve sinirlere zarar vermeden alabiliriz.
Eğer VASER ile erimeyen çok sert bir glandüler doku (meme çekirdeği) varsa, “Pull-through” tekniği devreye girer. Milimetrik bir kesiden özel aletlerle girip o sert dokuyu parça parça dışarı alırız. Bu sayede meme başında büyük kesi izleri oluşmaz.
Cerrahi teknikler şunları içerir:
- Klasik Liposuction
- VASER Liposuction
- Lazer Liposuction
- Eksizyon
- Pull-through Tekniği
Ameliyat öncesi dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Başarılı bir ameliyat ve sorunsuz bir iyileşme süreci için hazırlık ameliyattan önce başlar. Hastalarımızdan en önemli isteğimiz, sigara kullanımını operasyondan en az 2 hafta önce bırakmalarıdır. Sigara, kan dolaşımını bozarak yara iyileşmesini geciktirir ve komplikasyon riskini artırır. Ayrıca kan sulandırıcı etkisi olan her türlü madde, ameliyat sırasında kanamayı artıracağı için kesilmelidir.
Ameliyat günü hastaneye gelirken rahat kıyafetler, tercihen önden düğmeli veya fermuarlı üstler giyilmesini öneririz. Çünkü ameliyat sonrası kol hareketleri bir miktar kısıtlı olacağından, baş üzerinden tişört çıkarmak zor olabilir. Anestezi alacağı için hastanın en az 8 saat aç ve susuz gelmesi gerekir.
Kesilmesi gereken maddeler şunlardır:
- Aspirin
- Kan sulandırıcı ilaçlar
- E vitamini
- Ginseng
- Ginkgo Biloba
- Yeşil çay
- Bitki çayları
- Kiraz sapı
- Keten tohumu
- Balık yağı
- Koenzim Q10
Jinekomasti ameliyatı sonrası iyileşme süreci nasıldır?
Hastalarımız genellikle “Ameliyat sonrası çok ağrım olur mu?” diye sorarlar. Jinekomasti ameliyatı ağrı eşiği açısından oldukça konforlu bir operasyondur. Hastalarımızın çoğu, ameliyat sonrası hissettikleri ağrıyı “yoğun bir spor antrenmanı sonrası kaslarda oluşan hamlık ağrısı”na benzetirler. Bu ağrı, basit ağrı kesicilerle çok rahat kontrol altına alınabilir. Genellikle hastanede yatış gerekmez, hastalarımızı aynı gün içinde taburcu edebiliriz.
İyileşme sürecinin en kritik elemanı “jinekomasti korsesi”dir. Ameliyat biter bitmez giydirilen bu korse, göğüs bölgesine baskı yaparak ödemi engeller ve derinin yeni yerine yapışmasını sağlar. İlk 3 hafta bu korsenin gece-gündüz (sadece duşta çıkarılarak) takılması şarttır. Sonraki 3 hafta ise sadece gündüz veya sadece gece takılması yeterli olur. Korse, kıyafetlerin altında belli olmayan, atlet tarzında özel bir medikal üründür.
İlk birkaç gün göğüs bölgesinde şişlik ve morluk olması beklenen bir durumdur. Yerçekiminin etkisiyle bu morluklar bazen karın bölgesine doğru inebilir, endişelenmemek gerekir. Genellikle 3. günden sonra hastalarımız duş alabilir ve masa başı işlerine dönebilirler. Ancak kolların aktif kullanıldığı işler için 1 hafta dinlenmek daha uygundur.
Ameliyatın olası komplikasyonları ve jinekomasti riskleri nelerdir?
Tıbbın her alanında olduğu gibi, jinekomasti ameliyatının da sıfır riskli olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak uzman ellerde ve donanımlı hastanelerde yapıldığında bu riskler minimum düzeydedir. En sık karşılaşılan durumlar “hematom” (deri altında kan birikmesi) ve “seroma” (sıvı birikmesi) dediğimiz durumlardır. Bunlar genellikle korse kullanımına dikkat edilmemesi veya erken dönemde ani hareketler yapılması sonucu oluşur. Küçük birikimler vücut tarafından emilirken, büyük birikimlerin enjektörle çekilmesi gerekebilir.
Meme ucu ve çevresinde geçici his kayıpları görülebilir. Sinir lifleri ameliyattan etkilenebilir ancak aylar içerisinde rejenerasyon yani yenilenme olur ve his duyusu geri döner. Nadiren de olsa enfeksiyon riski vardır, bu nedenle ameliyat sonrası antibiyotik kullanımı önemlidir. Bir diğer risk ise asimetridir. İki göğüs arasında minimal farklar olabilir, çünkü insan vücudu doğası gereği zaten %100 simetrik değildir. Ancak belirgin farklar veya çöküklükler (saucer deformitesi) cerrahi teknikle ilgili durumlardır ve revizyon gerektirebilir.
Spor ve fiziksel aktivitelere ne zaman başlanabilir?
Aktif spor hayatı olan hastalarımız için spora dönüş süreci çok önemlidir. İlk hafta yürüyüş dışında bir aktivite önermiyoruz. Hafif tempolu yürüyüşler kan dolaşımını hızlandırarak ödemin atılmasına yardımcı olur. İkinci haftadan itibaren alt vücut egzersizlerine (bacak çalışmaları) hafif tempoda başlanabilir. Ancak göğüs kaslarını zorlayacak, kolları gerdirecek hareketlerden kaçınılmalıdır.
Tam anlamıyla spora dönüş, ağırlık kaldırma, bench press gibi göğüs egzersizleri ve yüzme gibi aktiviteler için genellikle 4 ila 6 hafta beklemek gerekir. Bu süre, dokuların içeride tamamen iyileşmesi ve derinin oturması için gereklidir. Erken dönemde zorlama yapmak, kanama riskini artırabilir ve iyileşmiş dokuyu zedeleyebilir.
Spora dönüş aşamaları şunlardır:
- Hafif yürüyüşler
- Alt vücut egzersizleri
- Kardiyo egzersizleri
- Hafif ağırlık çalışmaları
- Tam performans ağırlık antrenmanı
- Yüzme
- Kontakt sporlar
Jinekomasti ameliyatı sonuçları kalıcı mıdır?
Hastalarımızın en çok merak ettiği ve en çok rahatladığı konu budur. Jinekomasti ameliyatında meme bezi dokusunu ve o bölgedeki yağ hücrelerini fiziksel olarak vücuttan uzaklaştırırız. Yetişkin bir insanda yağ hücrelerinin sayısı sabittir, artmaz; sadece hacimleri büyür. Biz o bölgedeki hücre sayısını azalttığımız ve bezi aldığımız için, jinekomastinin aynı şiddetle tekrar etmesi biyolojik olarak çok zordur.
Ancak burada hastanın yaşam tarzı da devreye girer. Eğer hasta ameliyat sonrası çok aşırı kilo alırsa (20-30 kilo gibi), vücudun diğer bölgelerinde olduğu gibi göğüs bölgesinde kalan az miktardaki yağ hücreleri de genişleyebilir. Yine de bu büyüme, ameliyat öncesindeki gibi olmaz. Ayrıca anabolik steroid kullanımı gibi hormonal dengeyi bozan dış faktörlere tekrar maruz kalınırsa, çok az miktarda kalan bez dokusu yeniden uyarılabilir.
Özetle stabil kilosunu koruyan, sağlıklı beslenen ve hormon ilaçlarından uzak duran bir erkekte jinekomasti ameliyatının sonucu ömür boyu kalıcıdır. O düz, atletik ve maskülen göğüs yapısı sizinle kalmaya devam eder.
